Özgeçmiş

1990 yılında İstanbul’da doğan sanatçı, keman eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başlamıştır. Ulusal ve uluslararası birçok sahnede konserler vermiş, farklı orkestralar ve şeflerle çalışmalarını sürdürmüştür.

Sanatsal yolculuğunda klasik repertuvarın yanı sıra çağdaş eserlere de yer veren sanatçı, eğitim ve sahne çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir...

DETAYLI İNCELE

Keman sanatçısı Göksel Coşgun,

1990 yılında İstanbul’da doğan Coşgun, 9 yaşında keman eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Nuri İyicil ile başlamıştır. 2005 yılında Prof.İyicil'in vefati üzerine Prof.Pelin Halkacı Akın’ın sınıfında çalışmalarına devam etmiş, 2011 yılında lisans bölümünden mezun olmuştur. Lisans mezuniyetinin ardından Ellen Jewett ile çalışmalarına devem eden Coşgun, müzik hayatı boyunca Pierre Amoyal, Hagai Shaham, Mincho Minchev, James Buswell, Krzystof Smietana gibi günümüzün önde

gelen keman hocalarıyla ile çalışma fırsatı elde etmiştir. 2015 yılında Birleşik Krallık’da düzenlenen Darthington International Summer Festival kapsamında Prof. Madeleine Mitchell’ın ustalık sınıfına tam burslu öğrenci olarak katılmaya hak kazanmış, 2016 yılında ise Ani Schnarch’ın Müzik direktörlüğünde Londra’da düzenlenen New Virtuosi International Master Course bünyesinde Prof.Itzhak Rashkovsky’nin ustalık sınıfında yer almıştır. 2017 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Yüksek Lisans mezuniyetini veren Coşgun, 2023 yılına gelindiğinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı keman bölümünde Prof. Çiğdem İyicil ile Sanatta Yeterlik çalışmalarını bitirmiştir. 2018 yılından bu yana Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Anasanat Dalı keman bölümünde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmaktadır.

DETAYLI İNCELE
18 Ocak | 2025

15. ve 18. Yüzyıllar Arası Kemanın Gelişimi ve Yapımcılar

1. Çalışmanın Amacı ve Literatürdeki Yeri Bu çalışma, keman çalgısının 15. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına kadar uzanan tarihsel ve biçimsel gelişimini, özellikle keman yapımcılığı ekolleri üzerinden ele almayı amaçlamaktadır. Türkçe literatürde kemanın gelişimi ve yapımcıları üzerine yapılan çalışmaların sınırlı olması, bu araştırmanın hazırlanmasındaki temel motivasyonlardan biridir. Metin, kemanı yalnızca bir çalgı olarak değil; tarihsel, kültürel ve estetik bir olgu olarak ele alarak, form ve tını üretimi ekseninde incelemeyi hedeflemektedir. Bu yönüyle çalışma, hem icracılar hem de yapımcılar için referans oluşturabilecek nitelikte kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır.   2. 15. Yüzyılda Keman Formunun İlk İzleri Keman formunun kökenleri, Ortaçağ’da kullanılan yaylı çalgılara kadar uzanmaktadır. Bu dönemde kullanılan birçok enstrüman günümüze ulaşamamış olsa da, freskler, resimler ve ikonografik kaynaklar aracılığıyla kemanın ilk biçimsel izleri takip edilebilmektedir. Özellikle 15. yüzyıl, keman formunun belirginleşmeye başladığı kritik bir dönüm noktasıdır. Eski yaylı çalgılar, dönemin müzikal ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaya başlamış; bu durum yeni bir form arayışını beraberinde getirmiştir. Kemanın gövde yapısı, tutuş pozisyonu ve çalım biçimi bu süreçte yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştır.   3. Viyol Ailesi ve Kemanın Kökenleri Kemanın gelişiminde viyol ailesi çalgıları önemli bir rol oynamaktadır. Fiddle, rebek, viola da gamba ve viola da braccio gibi çalgılar, kemanın biçimsel ve işlevsel ataları olarak değerlendirilmektedir. Özellikle viola da braccio, beşli aralıklarla akort edilen yapısı ve melodik işleviyle günümüz kemanına en yakın formu temsil etmektedir. Bu çalgılar sayesinde kemanın tel sayısı, akort sistemi ve çalım tekniği belirginleşmiş; keman, bas ağırlıklı bir çalgı olmaktan çıkarak melodik anlatımın merkezine yerleşmiştir. Bu dönüşüm, kemanın solo bir çalgı olarak gelişiminin de önünü açmıştır.   4. Keman Gövdesinin ve Tutuş Pozisyonunun Biçimsel Gelişimi Kemanın tarihsel gelişimi yalnızca gövde formu ile sınırlı değildir; tutuş pozisyonu ve çalım tekniği de biçimsel evrimle paralel ilerlemiştir. İlk dönemlerde farklı şekillerde tutulan keman, zamanla omuz ve çene desteğiyle daha ergonomik bir kullanım kazanmıştır. Sol el pozisyonları, tel geçişleri ve yay tekniği bu dönemde gelişmiş; özellikle Barok dönemde yazılan metotlar, modern keman tekniğinin temelini oluşturmuştur. Bu süreçte keman, hem teknik hem de ifade gücü açısından daha esnek bir çalgı haline gelmiştir.   5. 16.Yüzyılda Keman Yapımcılığının Başlangıcı 16. yüzyıl, keman yapımcılığının sistematik bir gelenek haline gelmeye başladığı dönemdir. Bu dönemde İtalya’nın Brescia ve Cremona şehirleri, keman yapımcılığının merkezleri olarak öne çıkmıştır. Kemanın tek bir kişi tarafından icat edildiği yönündeki görüşler, bu çalışma kapsamında eleştirel bir bakışla değerlendirilmiş; keman formunun kolektif bir gelişim sürecinin ürünü olduğu vurgulanmıştır. Bu süreçte farklı yapımcıların katkıları, kemanın nihai formunun oluşmasında belirleyici olmuştur.   6. Brescia Ekolü: Gasparo da Salò ve Giovanni Paolo Maggini Brescia ekolü, keman yapımcılığının ilk sistemli örneklerini sunması açısından büyük önem taşımaktadır. Gasparo da Salò’nun simetriden uzak, tını merkezli yaklaşımı; Giovanni Paolo Maggini’nin ise geniş kalıpları ve güçlü ses hacmi, keman yapımcılığında yenilikçi adımlar olarak değerlendirilmiştir. Bu yapımcıların enstrümanları, dönemin müzikal ihtiyaçlarına cevap vermekle kalmamış; aynı zamanda ilerleyen yüzyıllarda Cremona ekolü üzerinde de etkili olmuştur.   7. Cremona Ekolü ve Amati Ailesi Cremona ekolünün kurucusu olarak kabul edilen Andrea Amati ve Amati ailesi, keman formunun standartlaşmasında önemli bir rol oynamıştır. Amati yapımı kemanlar, dengeli oranları, zarif gövde yapıları ve yumuşak tınılarıyla dikkat çekmektedir. 17. yüzyılda Nicolò Amati ile birlikte Cremona ekolü olgunlaşmış; keman, hem biçimsel hem de akustik açıdan ideal ölçülerine yaklaşmıştır. Bu dönem, keman yapımcılığının “altın çağı” olarak nitelendirilmektedir.   8. 17. ve 18. Yüzyılda Keman Yapımcılığının Yayılması Keman yapımcılığı, 17. yüzyıldan itibaren yalnızca Cremona ve Brescia ile sınırlı kalmamış; Fransa, Tirol ve Füssen gibi farklı bölgelerde de yeni ekollerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Jacob Stainer gibi yapımcılar, farklı tını anlayışlarıyla bu geleneğe katkı sağlamıştır. 18. yüzyıla gelindiğinde Napoli, Venedik ve Milano gibi şehirler de keman yapımcılığı açısından önemli merkezler haline gelmiştir. Bu yayılım, kemanın Avrupa genelinde standart bir çalgı olarak kabul görmesini sağlamıştır.   9. Guarneri Ailesi ve Antonio Stradivari 18. yüzyıl keman yapımcılığı denildiğinde Guarneri ailesi ve Antonio Stradivari öne çıkmaktadır. Bartolomeo Giuseppe Guarneri del Gesù’nün güçlü ve dramatik tınısı, Stradivari’nin ise geniş ses hacmi ve teknik mükemmeliyeti, keman yapımcılığında zirve noktası olarak kabul edilmektedir. Bu yapımcıların kullandığı kalıplar, günümüzde hâlâ referans alınmakta; keman formunun büyük ölçüde bu dönemde tamamlandığı kabul edilmektedir.   10. Ağaç, Cila ve Kimyasal Yöntemler ile Sonuç Çalışmanın son bölümünde, keman yapımında kullanılan ağaç türleri, cila uygulamaları ve olası kimyasal yöntemler ele alınmıştır. Özellikle Stradivari ve Guarneri yapımı kemanlardan alınan numuneler üzerinde yapılan bilimsel analizler, bu enstrümanların dayanıklılığı ve tını kalitesi hakkında önemli bulgular sunmaktadır. Sonuç olarak, keman formunun 18. yüzyıl itibarıyla büyük ölçüde tamamlandığı; sonraki dönemlerde bu formun korunarak geliştirildiği vurgulanmaktadır. Çalışma, kemanın tarihsel serüvenini bütüncül bir perspektifle ele alarak literatüre önemli bir katkı sunmaktadır.

DEVAMI
29 Aralık | 2025

Ravanastron ve Asya Kökenli Eski Yaylı Çalgılar Üzerine Bir İnceleme

1. Yaylı Çalgılar Tarihine Asya Merkezli Bir Bakış Yaylı çalgıların tarihsel gelişimi uzun yıllar boyunca Avrupa merkezli bir anlatı çerçevesinde ele alınmış, özellikle Ortaçağ ve Rönesans dönemlerinde kullanılan Kuzey Avrupa kökenli çalgılar merkeze alınmıştır. Rebek, fidel ve crwth gibi çalgılar, keman ve viyol ailesinin öncülleri olarak değerlendirilmiş; bu anlatı Asya kökenli erken dönem yaylı çalgıları çoğunlukla arka planda bırakmıştır. Oysa tarihsel ve organolojik veriler, yaylı çalgı geleneğinin Avrupa’dan çok daha önce Asya kıtasında ortaya çıktığını ve geliştiğini göstermektedir. Bu çalışma, yaylı çalgıların kökenini Asya merkezli bir perspektifle ele alarak, modern yaylı çalgıların tarihsel temellerinin Hindistan, Çin, İran ve Arap coğrafyasında atıldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.   2. Çalışmanın Amacı ve Kapsamı Bu araştırmanın temel amacı, Asya kökenli eski yaylı çalgıları biçim, tutuş pozisyonu, sağ ve sol el teknikleri ve tını özellikleri bakımından incelemek ve bu çalgılar ile günümüz yaylı çalgılar dörtlüsü arasında tarihsel ve teknik paralellikler kurmaktır. Ravanastron başta olmak üzere omerti, erhu, kemângeh türleri ve rebab, çalışmanın ana eksenini oluşturmaktadır. Bu çalgıların yalnızca bireysel özellikleri değil, aynı zamanda birbirleriyle olan tarihsel ilişkileri ve kültürlerarası etkileşimleri de ele alınmıştır. Çalışma, Avrupa merkezli yaylı çalgı anlatısını tamamlayıcı ve dönüştürücü bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.   3. Araştırma Yöntemi ve Kaynak Kullanımı Araştırma, nitel ve betimleyici bir yöntemle yürütülmüş, literatür taramasına dayalı bir inceleme olarak kurgulanmıştır. Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa’da yayımlanmış tarihsel ve organolojik kaynaklardan yararlanılmış; bunun yanı sıra ikonografik belgeler, müze koleksiyonları ve dijital arşivlerde yer alan görseller karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Enstrümanların form özellikleri, icra teknikleri ve tutuş pozisyonları değerlendirilirken, günümüzde kullanılan örnekler ile tarihsel tasvirler arasında bağlantı kurulmuştur. Rebab ve kemângeh gibi çalgılarda yerel kaynaklardan da faydalanılmıştır.   4. Ravanastron: Yaylı Çalgıların Tarihsel Başlangıç Noktası Ravanastron, literatürde M.Ö. 5. yüzyıla tarihlenen ve yaylı çalgılar ailesinin bilinen en eski örneği olarak kabul edilen bir çalgıdır. Hint geleneği içerisinde ortaya çıkan bu enstrüman, silindir biçimindeki gövdesi, uzun sapı, hayvan derisi kaplı ses tahtası ve iki telli yapısıyla oldukça ilkel bir form sergilemektedir. Parmak tuşunun bulunmaması, sol el tekniğinin tellere hafif temasla uygulanmasına neden olmuş; bu durum flajöle benzeri, yumuşak ve düşük hacimli bir tını üretimini beraberinde getirmiştir. Ravanastron, hem yapısal özellikleri hem de icra tekniği açısından modern keman ailesinin en erken öncülü olarak değerlendirilmektedir.   5. Omerti ve Hint Kökenli Yaylı Geleneğin Sürekliliği Omerti, ravanastron ile büyük ölçüde benzerlik gösteren bir diğer Hint kökenli eski yaylı çalgıdır. Silindir veya oval gövde yapısı, uzun sapı ve iki anahtarlı düzeniyle ravanastron geleneğinin devamı niteliğindedir. Gövde yapısında kullanılan Hindistan cevizi kabuğu gibi doğal malzemeler, çalgının ilkel karakterini pekiştirmektedir. Omerti ve ravanastron arasındaki biçimsel ve teknik benzerlikler, bu çalgıların tek bir kültürel ve organolojik kökenden türediğini düşündürmektedir. Bu durum, Hint coğrafyasının yaylı çalgı tarihindeki merkezi rolünü açıkça ortaya koymaktadır.   6. Çin Kökenli Erhu ve Teknik Gelişim Hint kökenli Budist geleneğin Asya kıtasında yayılması, yaylı çalgıların Çin’e ulaşmasını ve burada erhu’nun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Erhu, iki telli yapısını korumakla birlikte, diz üzerinde çalınması, daha gelişmiş bir yay kullanımı ve yuvarlak, kontrollü sol el tekniği ile teknik açıdan önceki Asya çalgılarından ayrılmaktadır. Parmakların daha organize bir biçimde kullanılması, erhu’yu Asya kökenli eski yaylı çalgılar arasında teknik açıdan en gelişmiş örneklerden biri hâline getirmiştir. Bu özellikleri sayesinde erhu, günümüzde de aktif olarak kullanılan bir çalgı olma niteliğini sürdürmektedir.   7. Arap ve İran Etkisi: Kemângeh à Gouz Kemângeh à gouz, Arap ve İran etkisiyle gelişmiş, Asya kökenli eski yaylı çalgılar arasında önemli bir yere sahiptir. Gövdesinin altında yer alan pik benzeri eklenti sayesinde enstrüman yere dayalı bir pozisyonda çalınmakta; bu tutuş biçimi, viyolonsel ve viola da gamba gibi daha sonraki Avrupa çalgılarını çağrıştırmaktadır. Sağ el tekniğinde gözlemlenen ters avuç içi tutuşu, günümüz kontrabasının Alman ekolüyle benzerlik göstermektedir. Kemângeh à gouz, bu yönleriyle hem Asya hem de Avrupa yaylı çalgı gelenekleri arasında bir geçiş noktası olarak değerlendirilmektedir.   8. Kemângeh Roumy, Viyol Ailesi ve Sine Keman 18. yüzyılda Mısır’da kullanılan kemângeh roumy, biçimsel ve teknik özellikleri bakımından viyol ailesine oldukça yakın bir çalgıdır. Tel sayısı, ses deliklerinin biçimi ve perdesiz parmak tuşu, özellikle viola d’amore ile dikkat çekici benzerlikler göstermektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda sine keman adıyla bilinen ve göğüs hizasında çalınan çalgıların ortaya çıkışı, keman yerine viyol kökenli enstrümanların tercih edildiğini göstermektedir. Bu tercihin, geleneksel Türk musikisinin tını anlayışıyla ilişkili olduğu değerlendirilmektedir.   9. Mağrip Kökenli Rebab ve Avrupa’ya Geçiş Rebab, kökeni Kuzey Afrika’daki Mağrip topluluklarına dayanan ve Asya kökenli eski yaylı çalgılar arasında en iyi belgelenmiş örneklerden biridir. 8. yüzyılda Mağriplerin İspanya’yı fethetmesiyle Avrupa’ya taşınan rebab, 15. yüzyıla kadar Kuzey İspanya’da yaygın olarak kullanılmıştır. Bu süreçte rebab, Avrupa’daki rebek ve fidel gibi çalgıların gelişiminde belirleyici bir rol oynamıştır. Rebabın Anadolu’ya gelişi ise 12. yüzyıla kadar uzanmakta ve özellikle tasavvuf geleneği içerisinde önemli bir yer edinmektedir.   10. Genel Değerlendirme ve Sonuç Çalışma, yaylı çalgıların tarihsel gelişiminin çok merkezli ve kültürlerarası bir süreç olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Ravanastron ile Hindistan’da başlayan yaylı çalgı geleneği, Çin’de erhu’ya, Arap coğrafyasında kemângeh ve rebaba, Avrupa’da ise rebek ve viyol ailesine evrilmiştir. Günümüz keman ve yaylı çalgılar dörtlüsünün form, tutuş ve teknik özelliklerinin ilk izleri, Asya kökenli bu eski çalgılarda açıkça görülmektedir. Bu bağlamda çalışma, Avrupa merkezli yaylı çalgı anlatısını tamamlayarak Asya’nın tarihsel rolünü görünür kılmakta ve yaylı çalgılar tarihine bütüncül bir perspektif sunmaktadır

DEVAMI
Performans & Akademi

1990 yılında İstanbul’da doğan sanatçı, keman eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başlamıştır. Ulusal ve uluslararası birçok sahnede konserler vermiş, farklı orkestralar ve şeflerle çalışmalarını sürdürmüştür.
 

İletişim